İtalya - Serdar AYDINLI

May 21 2011

İtalya'ya varmadan İstanbul'da uçakta tanışıyorum İtalyayla..Uçağa bindiğimde bir de ne göreyim koltuğumda yaşlı bir teyze gözlüğünün üzerinden dikkatlice cep telefonuna mesaj yazmakla meşgul. Pardon benim yerime oturmuşsunuz diyecek oluyorum malum uçakta cam kenarı konforu yaşamak için önceki gece internetten check-in yaptırmışız ama teyzem pek umursamıyor.

Sonra İtalyanca bir şeyler söylüyor kabullenip teyzemin yanına oturuyorum, yolculuğun kalan kısmı ise cep telefonunun kapalı olması gerektiğini ve İtalyanca bilmediğimi anlatmakla geçiyor.

Sağ salim indikten hemen sonra bagaj pasaport vs.. işlemleri bitiyor ve nihayet Tren istasyonuna varıyorum. Tren Termini'ye doğru yol alırken gözlerim camlara yapışmış etrafı seyrediyorum değişik bir şey görürüm diye…

Ben hızlı turist bagajımı istasyona bırakıp hemen kendimi istasyondan dışarı atıyorum.

İstasyonun karşısındaki sokaklara giriyorum, kafanızı kaldırıp etrafa bakındığınızda Santa Maria'yı görebiliyorsunuz. Ben de hemen oraya doğru yürümeye başladım. Meryem ana adına yapılmış en büyük kiliseyi gezdikten sonra ara sokaklarda Roma'yı keşfe çıkıyorum. Ancak bir sorun var her tarafta Çinliler var. Sonradan öğreniyorum ki oralar Çin mahalleriymiş sen Roma'ya gel İtalyanlardan önce Çinlileri bul..

Akşama doğru Domenicoyla buluşup onun evine gidiyoruz. Domenico öğretmen ve tam bir Romalı. Roma'nın her yerini en ince ayrıntısına kadar biliyor. Akşam yemekten sonra Trastevere'de evin hemen yukarısındaki Garibaldi ve diğer savaş kahramanlarının heykelleriyle donatılmış bir tepeye gidiyoruz. Gece muhteşem Roma manzarasıyla karşılaştığında Roma'yı özel kılan şeyleri hissetmeye başlıyorsun. Bir yanda St. Peter's diğer yanda Vittoriano …

2. Gün

Sabah erkenden kalkıp Romayı keşfe çıkıyorum. Piazza Venezia'ya vardıktan sonra önce Vittoriano sonra yarım saatlik bilet kuyruğunun ardından Colosseum ve çevresi gezildikten sonra Capitoline Museum ile saati 3 ediyorum. Ama daha bitmedi sırada Aşk Çeşmesi ve İspanyol Merdivenleri var. Kısa bir yemek molasından sonra aşk çeşmesi diye başka bir çeşmeye varıyorum ama benim suçum yok tabi haritayı yanlış çizmişler J

Sonra Roma'da kaybolduğunda üzülmemen gerektiğini öğreniyorum çünkü şehrin her yerinde ayrı bir güzellik var. Aşk çeşmesi yerine gittiğim yer Piazza Della Repubblicaymış. Neyse burada da çeşme var diyerek ara sokakları arşınlamaya başladım.

Bir süre sonra kendimi Savunma Bakanlığının önünde buldum. Yaklaşık 100 metre ilerde turist gruplarını görünce adımlarımı hızlandırarak o yöne doğru gitmeye başladım. Meydan'da askeri törenlerin yapıldığı yerin hemen yanından aşağı doğru kıvrılan yolu takip edince Aşk Çeşmesine vardım. Dilek tutup para atmadım ama akan suyun o güzelim sesine çeşmenin güzelliğini ekleyip, turist gruplarının gürültüsüne bulaşmadan anın keyfini çıkardığımı hatırlıyorum…

Sonraki durak İspanyol merdivenleri burada Domenico ve Cristiana ile buluşup Piazza Del Popolo'ya gidiyoruz. Burada ikiz kiliseleri gördükten sonra Caravaggio'nun ünlü resminin bulunduğu kilisemize doğru yola çıkıyoruz. Son olarak Pantheon'a dışardan uğrayarak günü bitiriyoruz…

3. Gün

Sabah Tiburtina tren istasyonuna gidip oradan da 3. mevki tren ile Floransaya gideceğim ama ne mümkün. 7:52'deki tren 9:50'de kalkabildi. Türkiye'deyken hep Avrupa'da trenler çok konforludur süperdir derler ya inanmayın. Eurostar ile seyahat etmiyorsanız İtalya'daki trenlerin bizimkilerden daha da kötü durumda olduğunu söyleyebilirim.

Saat 1'e doğru Floransaya gelebildim nihayet. Hemen Anna'nın adresinin olduğu kağıdı çıkarıp baktım. Yazılana göre istasyon'dan çıkınca 11 veya 36 numaralı otobüslerden birine binip Sereglio Caddesine gitmem gerekiyordu ama duraktan ne 11 ne de 36 numara geçiyordu. Sonradan Floransa'da iki istasyon olduğunu ve Merkez istasyon yerine Santa del Campo istasyonun'da indiğimi öğrenecektim. İşin kötüsü elimde harita da yok, ortalıkta turist info ofisi de yok. Daha güzeli İtalya'da İngilizce konuşabilen birileri de yok…

Uzun bir süre Floransa sokaklarını arşınladıktan sonra otobüs durağındaki 17 numara - Terminal yazısını görüp 17 numaralı otobüsü beklemeye başlıyorum. 10 dakikalık bekleyişin ardından 17 numaraya binip gerçek Floransa'ya doğru yola çıkıyorum. Otobüs'ün camından etrafı dikkatle seyrederken birden karşıma renkli taşlı kocaman bir kule çıkıyor. Hemen otobüs'den inip sonradan adının Santa Maria del Fiore Katedrali olduğunu öğreneceğim renkli taşlı binaya gidiyorum. İşte şimdi Floransa'dayım. Katederal'in yakınlarında bir de Turist Info ofisi bulmuştum. Hemen şehir haritamı alıp Floransayı keşfe çıktım. San Lorenzo'dan sonraki durak Palazzo Vecchio..Sarayın yanındaki meydan ‘da Sabiness'in üzümü ile başlayan heykeller sizi oradan alıyor ve mitolojik çağlardan 19. yüzyıla doğru ufak bir seyahat yapıyorsunuz. Zaman su gibi akıp geçti, güneş gidip karanlık çökmeye başlarken sokak'ta hiç susmayan müzik sesleri ile meşhur Ponte Vecchio'ya oradan da Anan'ın Serraglie caddesindeki evine doğru Eski Floransaya gidiyorum.. Anna bir antropolog ve sürekli sigara içiyor ama çok misafir perver oldugunu soyleyebilirim. Akşam yemeginin ardından Anna ile yapılan kısa bir sohbet ve uyku vakti…

4. Gün

Floransa iki bölümden oluşuyor. Onlar ne diyorlar bilmiyorum ama ben köprünün sağı ve solu diyorum. Anna'nın evi köprünün sağ tarafında dolayısıyla güne bu taraftaki saray ve kiliseleri gezmekle başlıyorum. İlk deneme başarısız piazza pitti kapalı. Hemen Palazzo Vecciho'ya gidiyorum. Oradan da Ufuzzi'ye. fuzziyi uzun uzun anlatmayacağım ama dünyanın en eski ve en büyük müzelerinden biri ve özellikle en sondaki Da Vinci bölümü çok güzeldi..

Ponte Vecchio ve nehir kıyısı keşfedildikten sonra dinlenmek için eve döndüm. 1-2 satlik kısa bir uykunun ardından hava kararmıştı. Kendimi hemen dışarı attım Floransa'yı gece de görmeliydim. Dışarı çıkınca ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlamıştım. Bir şehir düşünün her yerinde sanat yapılıyor. Bir şehir düşünün her noktası sizi başka bir yere götürüyor..

5. gün

Dönüş vakti geldi. Sabah erkenden kalkıp Napoli'ye gideceğim. Kısa bir alışveriş faslının ardından Terminale gidiyorum. Bu sefer bilinçli müşteri olarak biletimi Eurostar'dan aldım. Biraz pahallı ama yol biraz uzun başka türlüsü çekilmez..

Napoli'ye vardığımda saat 3'e geliyordu. Adrianoyla buluşup Napolinin merkezinde ama arka sokaklardaki 300 yıllık evlerine gidiyoruz. Bizim taksimin arka sokaklarını düşünün ev öyle bir yerde hatta hemen iki sokak alttaki cadde istiklal caddesinin trafiğe açık hali sanki. Eşyaları eve bıraktıktan sonra yemek saatine kadar evin üst tarafındaki tepeye gidiyorum. Napoli manzarasını resmedip biraz çevreyi dolandıktan sonra eve dönüyorum. Akşam yemeği ve Contelli ailesiyle yapılan Türkiye konulu sohbetin ardından uyku vakti…

6. Gün

Bugün Pompei'ye gideceğim. Deniz kenarına inip Pompei otobüsüne biniyorum ve yeni kısa yolculuğum başlıyor. Pompei'ye vardığımda gökyüzü beni karabulutlar ve yağmur ile karşılıyor. Neyseki çok uzatmıyor ve yanmış şehri gezmeye başlıyorum.

Vezüv yanardağı bir anda patlamış. Öncesinde yer sarsılmaya başlamış, dağdan gök gürültüsünü andıran, uzak ve boğuk gürlemeler gelmişti. Şu anda taş olarak gördüğümüz insanlar alevlerin Pompei'ye kadar gelmeyeceğini düşünmüşler ama öyle olmamış maalesef. Zengin Romalıların şehri bir anda kül olmuş…

Sabah başlayan gezi öğleden sonra 3 gibi bitiyor ve Napoli'ye geri dönüyorum. Kısa bir şehir turunun ardından eve dönüş zamanı..

 

7. gün

Roma'ya dönüş günü geldi ama önce Capri adasına bir uğramak lazım. Madem buralara kadar geldik.. Sabah deniz otobüsü ile dalgaların üzerinde uçarcasına adaya doğru yola çıktık. Deniz o kadar dalgalıydı ki Görevliler kusma potansiyeli gördükleri yolculara naylon torba dağıtıyorlardı. Neyse ki mesafe çok uzak değildi de kimseye bir şey olmadan adaya vardık. Beyaz evlerden kurulu bizim ege'deki ve güney'deki tatil yörelerimizden çok da farkı olmayan bir yer burası. Ama adanın meydanına Gucci, Armani ws.. koyunca bir de üstü açık arabaları taksi yapınca ada sosyetik oluyor.. İlk feribot saat 3'de kalkacak dolayısıyla bol vakit var. Adanın büyük bölümünü dolaşıyorum. Bol bol fotoğraf bir de mavi ve yeşilin kuş sesleriyle harmanlanmış huzurunu alıp dönüyorum Napoliye.

Akşam treniyle Roma'ya gidiyorum. Telefonumun şarjı bittiği için Gennaro sağ olsun Terminale gelip buluyor beni. Üstüne bir de makarna pişiriyor. Servası çok seviyorum…

8. Gün (Dönüş Günü)

Geride kalan 7 günde yüzlerce kilometre yol kat ettim ve işte Roma'dayım tekrar. Bugün Vatikan‘a bir uğrayacağım sonrasında eş dost akraba için alışveriş ve eve dönüş..

St.Peter'e gidiyorum ancak bir kardinal gelecekmiş içeri almıyorlar kimseyi. Peki deyip alışveriş faslına geçiyorum. Son olarak Castel S.Angelo'ya uğrayıp oradan da başladığım yere Terminiye geri dönüyorum. İtalyanlar da bizim gibi rahat insanlar. 4'de kalkması gereken tren 4.30'da kalkıyor. Uçak 5:40'da.. Saat 5'de nihayet havaalanına varıyoruz. Koşarak Turk Hava Yollarını bulmaya çalışıyorum. İlk sürpriz 3 tane terminal var A,B,C acaba bizimki hangisidir? B'ye giriyorum her yer Alitalia. Information office'e THY'yi soruyorum, C terminaline gönderiyorlar beni. Evet işte buldum sonunda. Yarım saat kalmışken zar zor check in yaptırıp uçağa doğru koşmaya başlıyorum. Pasaport kontrol'ü geçince bir adamın bana doğru yaklaştığını gördüm. Adamın beni durdurma çabası, benim “yok uçağa yetişmem lazım bir şey almayacağım” demem ve sonuç olarak adamın kimliğini çıkarıp gözüme


Hoşça kal İtalya sokarak Polis demesiyle son buluyor. Polislere özgü mantıksız soruların ardından azat ediliyorum ve uçağa yetişiyorum sonunda…

Serdar AYDINLI