Kackarlar Gezisi - Sercan DUYGAN

May 21 2011

Bundan 3 ay önce yine Karadeniz Gezisini uydurduğumda ve Jaki'nin Sercü bak giderken bir jip kiralayıp gidelim üstelik orda ucuzmuş dere tepe gezeriz hem de çok gelmek isteyen var belki iki araba olur dediğinde hemen her zaman olduğu gibi ilk tepkimi verdim. Super gidelim.

Bunu düşünmeden yaptığımı biliyorum, korkmamak ya da bilinmezliği sevmek mi neyin nesi ama evetten sonra 12 saat geçiyor ve karalar bağlıyor acaba olur mu? Evet dedik ama... İşte ta ki saat çalana kadar, bu saatin sesi beni belki de birçok duygudan uyandıran bir şey. Haydi şimdi aksiyon zamanı diye sesleniyor bana... Bu seansı takiben bizimkileri evin kapısında görüyorum. Kimse uyku sersemi değil. İşe giderken insanların yüzlerini görürsünüz, böyle bezmiş... Hem onlar daha da geç kalkarlar bizim gibi 3te 4 te değil. Neden ki bu gülümseme herkeste. Aslında çok basit canlarının istediği bir şeyi yapmak istiyorlar ve inandıkları hayal ettikleri bir şey karşılarında. Hele benim için şaka gibi. Tam 10 senedir Karadeniz diyorum. Gerçi 5 senedir de Yunanistan diyorum ama bakalım. Böyle uzun sürecekse baya işimiz var. Tüm araç sakinleri öpüşüp kucaklaşıyoruz. Uzun bir yol bizi bekliyor. Birazı planla geri kalanının büyük bir kısmı ise yürekle geçecek bir adım karşımızdaki.

Direksiyona geçtiğimde uzun süre dikiz aynasına bakmadan gittiğimi fark ediyorum. Bunun tuhaf bir sebebi olabilir mi? İlerisi için arayış ya da arkamdaki yola gönül koymamam mı? Bilemiyorum. Ama gezilerde ya da yaşamda olay, anını yaşayacaksın ve ard arda gelen tepelerin arkasındaki tüm patikaların senin olası yaşamların olduğunu hissedecek ve ona yollanacaksın. Hayasızca... İşte bu koşuşturma ayakta tutuyor bence...

 

Karadeniz için iki planımız var. İşki Hititlerin başkenti Hattuşaş’a gitmek, ikincisi Pazartesi 09.00 da Trabzon havaalanın da olmak. Onun dışındaki her şey yürekle ilgili. Bir de tabi gönlümüzde olan bir yer var. KACKARLAR...

Hiç birimizin varmadığı adıyla sanki beni yakalayamazsınız deyip dinamik duran yörenin en ulu ve yüksek noktası. Yüreğimiz sıcak, sıcak olduğu kadar coşkulu, kaygılarımızla değil arzularımızla adım atıyoruz. Arzularımızın ilk ışıltısı sabah görünüyor bize ve 5 gün boyunca hiç bırakmıyor bizi o son sarısını bu sene için sunan Güneş. O ışıklı günde öğlenden sonra varıyoruz ilk noktamıza, Boğazkale, Hattuşaş’tayız.

4000 yıllık şehir ve 53.000 yaşamın, bir zamanlar hüküm süren hızının bizlere tekrar görünüşü daha çok yeni topu topu 50 seneyi bulmuyor kentin yüzüstüne çıkarılması, öyle diri ve dinamik ki sanki yeni gitmişler oradan.

Orada bizi Hidayet amca karşılıyor. Kazılara gönül koymuş hem kazılarda çalışan hem de her öğrendiğini ezberlemiş bir amca. Şiir okuyan ilkokul öğrencileri gibi bir çırpıda anlatıyor kenti bize, Şuppililumanın eski bir kral olduğunu, eski askerlerin kaya üzerine kazınmış figürlerini, iki başlık kartalın Hititler için önemini, Hitit Güneşini, ilk para örneklerini, Yakut gözlü aslanları...

Jaki'nin yolda çimenlerin üzerindeki çiğin sabah güneşiyle dağıldığı andaki şaşkınlığı

İşte Ülkemizde bulunan piramit resmi, gerçek ve 4000 yıllık... devamı da var...

Hattuşaş’tan ayrılmadan ufak bir araba problemi yaşıyoruz, şoförümüz aracı kaydırıyor ve yokuşu tırmanamıyor. Ekipten bir diğer şoför durumu hallediyor ve yola devam ediliyor. Bu daha sonra bambaşka bir başlığa dönüşecek hikâyenin sonunda. Kahve önüne gelerek bir toplantı yapıyoruz nereye nasıl gidelim herkes koyuyor yüreğini, sonuç Amasya.

Güzergâh ise beklenenden zor. Drive me crazy. Bir ara Zile'de duruyoruz. Zile'nin çay bahçesinde bir çay içelim mi? Orada ilk defa bir çay bahçesinde belgesel izleyen insanlarla karşılaştık ellerini öpecektik. Çay bahçeleri ve kahvehaneler bununla ilgili iki satır sözümüz var. Orası bize bir şeyi fark ettiriyor o da kahvehanelerin yerel halkı tanımak ve iletişim kurmak için en ideal yerler olduğu gerçeği, bunu Amasya’da karşılaştığımız bir söz ile birleştiriyoruz. Camilerin birinde yazılı yazıda Allah’ın kefil olduğu 3 insan çeşidi sıralanmış.

Bu maddelerden birinde şöyle deniyor. “Herkim ki selam verirse Allah ona kefildir.”

İşte bazen alışkanlıktan monotonlaştırdığımız ya da söylememeyi yeğlediğimiz

kapı açan bir söz ve hareket... SELAM

Saatler geceye döndüğünde biz Amasya'dayız

Akıllara durgunluk veren bir derinlik var. Gökyüzünde ışıklandırılmış tarihle yıllar öncesinden taşınan Kaya Mezarlarının büyüleyici görünüşü, onun hemen dibinde tarihi Amasya evleri, kentin içinden geçen Yeşilırmak’ın dingin yapısı son olarak da bütün kentlilerin bizi beklermiş gibi seremoni yapıp bize yardımcı olma çabaları. Daha ilk andan itibaren büyüleyen Amasya...

Amasya'da M.Ö yaşamış ünlü Coğrafyacı Solintes yıllarca yurt dışında çalıştıktan sonra memleketim dediği Amasya'ya dönüp 23 sene yaşamış ve burada vefat etmiş. Yine birçok ünlü Osmanlı padişahı bu ilde eğitimlerini ve padişah olmadan önceki Valilik görevlerini bu ilde yapmışlar. Fatih Sultan Mehmet’te bu padişahlardan biri. Son olarak Ferhat ile Şirin'in aşk hikayesinin geçtiği şehirde burası.

Amasya

Bir büyülü heyecanı burada bırakarak öğle üzeri yola koyuluyoruz daha derin ve uzaklara hedef Trabzon. Amasya’nın çıkışında yolumuzun uzun olacağı belli. Zira sabahına ikinci hedefimiz olan Trabzon da olmalıyız. Bu yolda Kerri bizden ayrılıyor. Dönüşte görüşmek üzere sözleşerek orada Amasya yemeklerinden Toygar Çorbası, Keşkek, Baklalı Yaprak dolmasını tadarak yollanmak üzereyken lokantanın çıkışında bir resim bizi karşılıyor.

Vatanın her karışına adını ve yüreğini taşımış ve bunu halkıyla bütünleşerek yapmış ülkemizin büyük lideri, bizim ebedi ışığımız, her daim yolumuzu aydınlatacak Mustafa Kemal'e bir kez daha saygılarımızı sunuyoruz.

Gece yarısı vardığımız Trabzon ikinci hedefimizin tamamlanmak üzere olduğunu belirtiyor. Ebru'yu Havaalanı’ndan sabah alıyoruz. Ekip ve hedefler tamamlanmış şekildeyken, artık gönlümüz bizi Kaçkarlara çağırıyor. Bunun zamanının geldiğini hepimiz hissediyoruz.

Bir çay, bir öğlen yemeği ve Kaplıca molası var sadece önümüzde. Çayı Rize ziraat çay bahçesinde evler ile çay bahçelerinin karıştığı kentte yapıyoruz. Alabalık için deli gibi akan nehrin dibinde Mıhlama ile birlikte tamamlanıyor. Kaplıca ise gezilerimizin olmazsa olmazından. 43 derece su Ayder yaylasının o soguk sularının ve havasının dibinde bizi karşılıyor. Ayder’den son düzlüğe direksiyon sallıyoruz..

Araçla ilerlerken bir noktaya geliyoruz ki buradan sonrası araçla gitmez diyorlar, bizde bir şaşkınlık birbirimize bakıyoruz ve devam kararı alıyoruz. Ve tam 1.5 saat sürecek olan gelmiş geçmiş en engebeli ve zorlu etabı geçiyoruz. Ve bilin direksiyonda kim var; Hattuşaş’ta yokuş yukarı çıkamayan şoför bizi bu zorlu etaptan büyük bir başarıyla geçiriyor. Ekip denen bu işte biri durunca biri tamamlıyor ve kimin nerde duracağı ve nerde hareket edeceği hiç bilinmiyor ama bütünün hareketini engellemiyor.

Yukarı Kavron'a (Kackar Alt Kamp Noktası) geldiğimizde bizi Yalçın abi karşılıyor. Yalçın abi gerçek bir yaratıcı. Meziyetleri Çamlıhemşin belediye meclisi üyeliği, ÇayTV muhabirliği, Pansiyon İşletmeciliği, yöresel aşçı, rehber, bireysel çekimler ve montajlarla tanıtım CD leri montajcısı, akarsudan Kavron'un elektrik enerjisini üreten yegâne şahıs, alabalık yetiştiricisi... Bunlar bizim bir günde gördüklerimiz...

Akşam nereden geldiğimiz soruluyor, bizde Servas'tan bahsediyoruz. Yalçın abi bizi kameraya çekiyor. Bizde pansiyonun ana odasında tüm oraya gelenlerin asılı olan flamalarının yanına bizim tabelayı asarak armağan ediyoruz. Yalçın abi sizi Çayeli TV de gösterirsem şaşırmayın diyor. Kaçkar’a gelenleri oradan duyuruyor.

Servas KAÇKARLAR'da

Sabah Kaçkarlarda zirveye değil ama 2800 mt de 2 göl var oralara çıkacak 20 kişilik bir gruba katılmak üzere davet alıyoruz. Hazırlıklarımız yarın sabah için yapılırken kalacak yer konusunda anlaşmaya çalışıyoruz. Araçta 2 kişi rahat yatıyor odamızda 4 kişilik yer var. Büyük karmaşa havanın da ayaz yapmasından ötürü yaşanıyor. Sonucunda 6 kişi 4 kişilik 12 m2 odada buluyoruz kendimizi, gece gülmekten dağları inletiyoruz.    

Tırmanış Oncesı

Sabah arkada uçları gözüken Kaçkarlara yola hazırız. Bakalım 3-5 adımda yorulduğumuz bu oksijeni az ortamda yolu nasıl alacağız...

6 mola ile 3 saatlik yürüyüşle varıyoruz göllere işte sözün bittiği yer ve gezinin en uzak noktası. Orada geçen bir saat herşeyin ruhen tepe yaptığı bir ana birde fiziksel zirve tadı ekleniyor.  

KACKARLAR....

Tırmanıs anı...

Bu yol dıştan içe giden bir yol oldu aslında. Bir çok kaygıları oldu herkesin, benzin, arabanın zarar görmesi, Kaçkar’a gidememek, aşırı yorulabilme durumu, havanın kötü olması, barınacak yer bulamama, şoför uyur mu?, temiz şekilde 5 gün geçirilecek mi?, dağda hasta mı olacağız.

 

Peki hangisi oldu HİÇBİRİ. Peki bunla yaşadığımız anlar bize ne kattı.

HİÇBİRŞEY...

İşte geriye döndüğünde bunun yersizliğini anlıyorsun.

Gelişmeye açık konularımız vardı...

Daha az uyku ve yemek, kendimize tahammül, daha az eşya ile gitmek, Mekana odaklı teçhizat temin etmek benzerinde...Başarılarımız oldu.

En iyi ulaşım aracına sahiptik, planladığımız hedefleri gerçekleştirdik (Hattusa – Tarbzon – Kackarlar), ani program kararlarına uyum sağladık, hayatta kaldık, keyif aldık, dostlar edindik, yemek yedik, gitmediğimiz yerleri gördük, akan nehirden su içtik, sınırları zorladık, çok para harcamadık, eşya kaybetmedik, zamanlama problemi yaşamadık, iyi beslendik, hasta olmadık, iletişim sorunu yaşamadık, hızlı karar aldık, değişken yapıdaydık, birbirimize destek olduk, ortak kararlar verebildik ve en önemlisi grubun enerjisini dışarıya ve grup dışındaki insanlara yansıttık... Yarattıklarımız var bir de.

Yepyeni yol güzergahları ortaya çıkarttık. Yerel halk ile iletişim penceresi açtık. Servas'ı dağın başında tanıtacak platformu oluşturduk.

Birlik inancı yarattık.

Oluş bilincini yarattık.

Anı yaşamayı yarattık.

Akışa inanmayı yarattık.

İyi dostluklar yarattık

Gezinin özünü belirten söze ise Rize'de kuru fasulye yerken Fahri Hüsrev ile konuştuğumuzda duvarda rastladık....

AYNASI ISTIR KISININ LAFA BAKILMAZ,

SAHSIN GÖRÜNÜR RUTBE-I AKLI ESERINDE

Sağlıcakla kalın.

Sercü

Yazının tamamlanmasında birlikte konuştuğum arkadaşlarım Kemal ve Jaki'ye teşekkürler